Geçenlerde instagramda kısaca paylaştığım granola işte burda. Bi Nevi Karaköy’ün gönderisinden esinlenmiştim. Yapması çok kolay, buzdolabında uzunca bir süre dayanıyor ve badem sütüyle (tarif için tıklayın) harika oluyor. Bu haftasonu için denemeye ne dersiniz?
İçinde patlamış kinoa ve amarant ile biraz kuru meyve ve bazı süper gıdalar var !
Evet kinoayı patlatmayı denediniz mi? Patlatmasının çok eğlenceli olması bir yana, patlamış hali granolaya çok yakışıyor. Amarant da aynı şekilde. Kinoa ve amarant çok benziyorlar. İkisinin de anavatanı Güney Amerika. Beyaz kinoa ve amarant sadece orada yetişiyor. Ama kırmızı kinoanın Avrupa’da yetiştirilebildiği yerler olduğu keşfedilmiş. Bence Karadenizde de yetişebilir; belki yetiştiriliyordur bile. (Daha sonradan öğrendiğime göre evet Türkiye aslında uygunmuş iklim olarak ve istesek yetiştirebilirmişiz!)
Yağmurlu bir Mayıs sabahından merhaba. Dün başlamıştım bu tarifi yazmaya, bitirmek ve yayınlamak bugüne kaldı. Doğanın mucizelerinden biri bu yağmur. Serinliğini hafif aralık balkon kapısından hissederken, bir yandan da gökgürültüsünü duyuyorum. Ve işte sonra o dinlendiren yağmur sesi. Yeni ekilen ve bir süre sonra bize yemek olacak ürünlerin ihtiyacı olan besini veriyor onlara. Bu sürpriz havada, haftasonu deneyebileceğiniz bu tatlı kahvaltılık tarifi size neşe, heyecan getirsin. İşte şimdi hem kahvaltıda hem de benim gibi atıştırmalık olarak yenilebilecek harika bir granola tarifi. Katıldığım çiğ yemek kursunda yapmış ve badem sütü ile üzerine çilek ve muz ekleyrek afiyetle yemiştik. Bu ölçülerle yaklaşık 2 tane bir kiloluk kavanoz doluyor. Yapmışken bol bol y
apılabilir çünkü kavanoz ile buzdolabında 2-3 ay dayanabilir. İsteğinize göre ölçülerle oynayabilirsiniz. Orjinal tarifte 4-6 saat suda bekletilmiş 5 bardak karabuğday var. Bu tarife göre yaptığımda karabuğdaylar fazlaca kıtır kıtır oldu. Ve doğrusu yerken bana keyif vermedi. Kurs sırasında karabuğday kullanmadığımızı hatırladım daha sonra (tarif Çiğ Şef Mehmet Ak’tan). Ve bu yazıyı bu noktadan itibaren bir süre sonra güncelleyebildim. Bu tarifi karabuğdaysız, biraz kıtılık için az karabuğdaylı veya glutensiz yulaf bulabiliyorsanız yerine yulaf koyarak yapabilirsiniz.
Malzemeler:
Yarım bardak çiğ kabuksuz ayçekirdeği (4-6 saat suda bekletilmiş)
Yarım bardak çiğ kabuksuz kabak çekirdeği (4-6 saat suda bekletilmiş)
Yarım bardak çiğ susam (4-6 saat suda bekletilmiş)
Yarım bardak keten tohumu (4-6 saat suda bekletilmiş)
1 bardak hindistan cevizi rendesi (tercihe bağlı)
2 tatlı kaşığı tarçın
1.5 bardak kuş üzümü ya da kuru üzüm
4.5 bardak hurma, çekirdeği çıkarılmış ve akşamdan suda bekletilmiş
Yaklaşık bir bardak su
(Listedeki tüm tahıl ve tohumlar, enzimlerinin aktive olması, besin değerlerinin artması ve rahatça sindirebilmemiz için cinslerine göre belli bir süre suda bekletiliyor. Hurma da suda bekleyince daha kolay püre haline geliyor.)
Önce hurmaları suyla birlikte (ki blender rahatça çalışsın) blenderda ya da mutfak robotunda püre haline getirin. Büyükçe bir kapta, derin, geniş bir karıştırma kabı gibi, tüm malzemeyi karıştırın. Büyük bir fırın tepsinine yağlı kağıt üzerinde ince bir şekilde yayın. Plastik bir spatula yardımıyla karelere bölüyorum ben granolayı (bunun için önce boylamasına ortadan ikiye böl, sonra ortanın bir sağ tarafını bir de sol tarafını ikiye böl ve aynısını yatay olarak tekrar et!). Piştikten sonra parçalara ayırması, saklaması, kullanması kolay geliyor bana böyle. Tamamen dağınık olarak, kaşık kaşık kullanıcam derseniz bu kesme işlemine hiç gerek yok. Sonra dehidratörünüz varsa 45 derecede 8 saat, sonra çevirip 24 saat daha kurutun. Fırında farklı derecelerde ve sürelerde denedim ama sanırım 180 derece ve 30-40 dakika iyi bir sonuç verecektir. Gerekirse süreyi artırabilir ya da azaltabilirsiniz.
Not: karabuğdayın bayağı kıtır kıtır olacağını eklemek istiyorum. Eğer bundan çok hoşlanmıyorsanız, farklı bir granola tarifi de koyacağım daha sonra.
Varyasyonlar: Her zamanki gibi bu tarifi dilediğinizce çeşitlendirebilirsiniz. Elmalı (yeşil ile ekşimsi, kırmızı ile tatlımsı bir tat), böğürtlenli (hem donmuşu hem tazesi ile ve tarçını çıkararak), yabanmersinli (hem tazesi hem kurusu ile). Ya da sizinki nasıl oldu veya olacak? Yorum kısmında bize de söyleyin.
Üç günlük çiğ yemek kursu, ardından 2 sağlıklı yaşam semineri, granola, ayçekirdeği-badem peyniri, tahin sos, susam filizlendirme derken son hafta bayağı bereketliydi.
Sanırım öncelikle çiğ yemek deneyimimi paylaşacağım. Ve öncesinde biraz başlangıçtan bahsedeyim. Aslında genel olarak beslenme şeklimdeki değişikler 10 Şubat’ta başladı. O tarihte detoks uzmanı bir tanıdığımla sohbet sırasında bana ikram ettiği bir greyfurt suyu ile detoks yapmaya “kesin” karar vermem aynı anda oldu galiba da, o günüm şimdi anlatacağım gibi devam edince, bunun bana iyi geleceğinden emin oldum ve tamam başlıyorum dedim. Ve o gün greyfurt suyunu orada ara öğün yaptım, ordan ayrıldıktan sonra öğle yemeği saati geldiğinde neden devam etmiyorum juicinge diyerek karşıma “çıkan” meyvesuyu büfesinden elma, nar, havuç suyu ile öğle yemeğimi “yemiş” oldum. Akşama çorba ile devam etti. Eve paketler gelmeye başlayıncaya kadar, sanırım 4-5 gün, çay, kahve, alkol, süt ürünleri, hayvansal gıda, gluten, … hepsini bırakmıştım. 5 gün detoks paketi de ilk günden sonra çok rahat gitti. İkinci günden itibaren gece uykularım çok iyileşti ve sabah enerjik bir şekilde yataktan kalkmaya başladım. 5 günün sonunda tartıya göre az kilo vermiş ama görünüşe göre çok incelmiştim. Daha sonra bunun yağlar ile suyun yer değiştirmesi olduğunu öğrenecektim. Çok basitti. Çok su iç, alkali su, sebze, meyve suyu, yağlar gitsin. Paket bitti, ve ben devam ettim. Bana bu kadar iyi gelen birşeyi bozmaya “kıyamadım”. Hem kıyamadım, hem de zaten içim başka türlüsünü istemedi. Canım da zaten çay, kahve çekmiyordu. Akşamları yine erkenden bir çorba yetiyordu. Bir kaç hafta sonra bir 3 günlük detoks daha yaptım. Bu kez ilkine göre daha zor geçti nedense, açlık anlamında, ve de yine kendimi daha iyi hissederek bitirdim. O zamandan beri de sebze, meyve ağırlıklı beslenmeye devam ediyorum. Hergün olamasa da haftada birkaç kere günlük beslenmeye sebze suyunu ekliyorum. Canım çektikçe detoks sırasında bıraktığım şeylerden yediğim (ve de içtiğim-mesela kahve) oldu, oluyor ve de bazılarına karşı intoleransım olduğunu anladım. Eğer bazı gıdaları en az bir hafta diyetinizden çıkarır ve sonra tekrar sokmayı denerseniz o gıdanın size iyi mi kötü mü geldiğini anlayabiliyorsunuz. Bu da çok basit! Benim için fark yaratanların başında süt ürünleri geliyordu. Bunların hazmı bayağı zormuş meğerse benim için. Aslında hep söylerdi bedenim, zaten çok yemezdim. Ağır peynirleri, mesela beyaz peyniri bile bırakmıştım zaten, keçi loru ya da inek loru tüketirdim peynir istediğimde, yoğurdu az yer olmuştum, market yoğurtlarını canım çekmez olmuştu çünkü. Ama ayran içerdim, tok tutuyor, kolay bir ara öğün oluyor diye. Sonuçta ne kadar okuyup bilsem de, bir de yerine ne koyacağımı bilemediğimden de tabi, ben de çoğunluğun düştüğü hataya düşüp arada sırada da olsa yerdim. Herneyse, geçen gün evdeki bayanın bize sürpriz diye glutensiz yufkayla ve güzelim ısırgan otuyla yaptığı böreğe süt ve yumurta koyduğunu farketmeden yedikten sonra midemin rahatsızlığı bana bir kere daha durumu teyit etmiş oldu. Bu da son olsun ! İnanın ihtiyaç da duymuyorum. E çiğ vegan peynirimi bile yaptım artık, ne olsun 🙂 Kırmızı, olgun, yağ biberini ya da salatalığı bandırarak yiyiyorum sabahları. Salatamın yanında, karnabahar pilavıyla yani o kadar çok şeyle iyi gidiyor ki bir de sormayın. Ya da atıştımalık olarak, isterseniz sizin tercihiniz bir ekmekle de güzel olur. Mesela en son karabuğday ve kavulca unu karışımı unla nohut mayalı ekmek yaptık, onunla da güzel oluyor. Peynirin tarifi buraya gelecek yakında (burda). Badem sütüde her daim mevcut zaten artık. Onu da granola’yla (burda), glutensiz yulafla -varsa, yoksa normal yulafla-, ya da ara öğün olarak blenderda kakao, tarçın ek olarak istenirse hurma ve muzla karıştırarak içiyoruz (kızım da seviyor). İkincisi glutensizlik. O da çok iyi geliyor. Ve de kaçamaklarım oluyor. Ve bu kaçamaklar ertesi günü gözlerimin eskisi gibi şişmesinden de kendini belli ediyor. Bir de anladım ki bunu (göz şişmesi durumunu) gece geç saatte ve asidik şeyler yemek de tetikliyor. Tamamen glutensiz beslenmek hala biraz zor, zira özünde gluten içermeyen yulaf ve karabuğday bile glutenli ürünler işleyip paketleyen tesislerde işlenip paketlendiği için eser miktar da da olsa gluten içeriyorlar. Bu konuda da eğer ciddi bir durum yok ise, esnek olunabilir bence. Bundan da bahsedeceğim ilerde. Hazmı zorlaştıran bir diğer şey ise çok sık yemek yemek ve yemeklerin hemen öncesinde veya sonrasında veya yemek sırasında su içmek. Halbuki yemeklerden en az yarım saat önce ve bir saat sonra içilen ve yemek sırasında içilmeyen su hazmı engellemiyor ve şişkinlik hissetmiyorsunuz. Bunun nedeni ise yine basit ! suyun midenin öğütücü ürünlerini (asitler) sulandırmaması ve dolayısıyla da bunları da işlerini iyi yapabilmeleri. Et konusunda da “canımın çekmesi-çekmemesi” ilkesiyle hareket ediyorum. Ve çoğunlukla çekmiyor, ve yersem de uzun bir süre hazmediğimi farkediyorum. Tavuk zaten yemiyorduk, ve balık da benim yemediklerim arasında girdi yine hazım zorluğu nedeniyle. Sanırım kan grubuna göre beslenmeye de bir teyit niteliğinde bu; buna göre zaten balık yememem gerekiyor (kan grubuna göre beslenmeyle ilgili bilgi için internetten küçük bir araştırma yeterli olacaktır). Protein nerden geliyor derseniz, filizlendirilmiş tahıl ve tohumlardan, kinoadan, ve gıda mayasından (nutritional yeast). Detaylarını başka bir yazıda yazabilirim daha sonra. Geriye maya kalıyor. Maya da yoğurt, peynir ve alkolü (bira ve şarap) çıkarınca, ekmekteki nohut mayası dışında beslenmemde kalmamış oldu zaten. Maya da tolerans açısından test edilmesi gereken bir başka şey.
Durum böyle iken ben bir de ani bir kararla, bu evde yapmaya çalıştığım şeyleri bir de ustasından öğreneyim, işin tekniğini de bileyim diye üç gün kursa gittim. Orda üç gün %100 çiğ vegan yemekler yapıp yedik, ben iki gün daha devam ettim ve toplamda 5 gün %100 çiğ vegan beslenmiş oldum. Sonuç ?? Kendimi gayet iyi hissettim, canım tatlı, atıştırmalık istemedi, dinçtim, enerjim yerindeydi, yemekler lezzetliydi, yapması eğlenceliydi …. Eğitim yeri dışındaki iki günde sadece kendim için eldeki malzemelerle bence iyi yemekler çıkardım ortaya ve de doydum ve keyifliydi. Her seferince, annemin yemekleri kap kap masaya giderken, ben e şimdi ben ne yiyeceğim oldum başta ama sonra girişip güzel birşeyler hazırlayabildim. E biraz diğerlerinde ayrı hissediyorsunuz kendinizi, o şekilde beslenen sadece sizseniz. Ama olabiliyor, mümkün yani. Biraz emek, zaman ve kararlılık lazım sadece (bir de mutfak ekipmanları !!). Şu anda hala olabildiğince çiğ besleniyorum. Günlük beslenmemin çiğ vegan kısmını, yani yiyeceklerin tüm besinlerini almak üzere tükettiğim kısmını sebze sularıyla sağlıyorum çoğunlukla. Ama %100 çiğ vegan değilim. Özel detoks zamanları dışında %100 bu şekilde beslenmem gerekmediğine karar verdim. Ayrıca bedeni strese sokmamak benim için en temel ilke olduğundan, bunu ne şekilde stres yaratmadan hayatıma sokabilirim sorusuyla, yani esneklik ilkesini de gözönüne alarak herkes kendi kararını verebilir. Sonuç olarak, yukarıda bahsettiğim besin gruplarından yiyecekleri abartmadan yiyor, bunların yanında sebze suyunuzu, salatanızı, sebzenizi, yemişlerinizi yiyorsanız, probiyotik ve omega 3 takviyesini alıyor, kullandığınız yağlara ve suya da dikkat ediyorsanız esneklik ilkesini uyguluyorsunuz demektir.
Durumlar böyle, tarifler izninizle biraz daha sonra, ve de işte geçen haftadan birkaç fotoğraf …
eğitim sonrası, göl kıyısında iki gün geçti.coleslaw-lahana salatası. Tarifi yakındadereotlu, cevizli karanabahar pilavı
NOT: Çiğ beslenme tarzı bir süre uygulayıp denediğim ve o dönem için ihtiyacım olan bir düzendi ve bana iyi geldi. Ancak sürekli belli bir şekilde beslenmem gerekmediğini de geçen süre içinde anladım; çoğunluk her zaman taze meyve ve sebzeler ama sadece çiğ yemek zorunda değilim. Bu dönem bittikten sonra, bir çeşit detoks gibiydi, artık neye ihtiyacım varsa onu yemeyi deneyimliyorum.
Sevgi, sağlık, afiyetle…
Seray
*** *** Wellness Koçluğu hakkında bilgi için buraya, Workshop’lar için buraya tıklayın.*** ***