Dünkü yazıma karpuzdan kinoa müsliye geçerim niyetiyle başlamış sonra yazıya karpuzlu birkaç tarifle devam edip kinoa müsliyi bir sonraki yazıya bırakmaya karar vermiştim. Ve hemen arayı uzatmadan Kinoa Müsli tarifi sizlerle.
Aslında çok sıcak havalara uygun bir kahvaltı seçimi olmayabilir; içindeki tarçın ve kuru meyvelerle biraz “sıcak” bir öğün oluyor, ama bol egzersizli, sporlu, hareketli, enerji gerektiren günler için üzerine benim yaptığım gibi yaz meyveleriyle ferahlatıcı hale getirilerek harika bir kahvaltılık haline geliyor bence. Hele bir de hafif tatlımsı bir şeyler çekiyorsa canınız, içindeki tarçınla ve kuru meyvelerle damağınızı tatlandıracak harika bir lezzet. Ayrıca içindekilerle oynayarak daha hafif bir şekilde de hazırlayabilirsiniz. Kuru meyveyi azaltıp, sadece taze meyveyle de pek güzel bir kahvaltılık olacaktır.
Doğrusu ben kinoa’yı karabuğday müsliye ve granolaya tercih ediyorum galiba 🙂
Ne güzel bir gün ! Canlı, capcanlı ! Limonlu suyumu içmişim, yerli tohum karpuzumu yemişim, kahvemi de içtim bu sabah 🙂 Ve bu yazı bu sıcaklar için iyi gelecek eminim 🙂
Yaz günlerinde sudan sonra en iyi içecek olarak 3 çeşit limonata tarifi paylaşacağım sizinle bugün 🙂
Sıcaklarda sizi ferahlatacak, besleyecek, canlandıracak, enerji verecek 3 tarif ….
Uzunca bir zaman önce denemeye başladığım bir tarif bu. İlk yaptığımda, birçok yerde tarif öyle olduğu için, hindistan cevizi sütüyle yapmıştım. Fazla ağır gelmişti. Sonra, biraz hindistan cevizi sütü biraz badem sütü denedim, o da olmadı. Bir diğerinde, aldığım chia tohumu paketinin üzerinde günde bir yemek kaşığını aşmayın yazdığı için o kadar koydum, jelleşmeye yetmedi. Başkasında tatsız oldu. Yani şu basit puding için bayağı deneme yaptım 🙂 Sonunda oldu ama !
Özel bir rejim listem yok, bildiğiniz gibi rejim kelimesi burada geçmiyor ! Olan şey; bedenle kurulan yeni bir ilişki ile, yenecek şeylerin şeçilmesi. Denklem şöyle çalışıyor: Bedenle ilişki sağlıklı olduğunda, kişi bedeni için sağlıklı olan şeyleri istiyor, kendisi için iyi olanları CANI ÇEKİYOR. Genel “sağlıksızlar” zaten belli ve diyetten çıkıyor (genel olarak doğallığını kaybetmiş, daha lezzetli olsun, daha çok üretilsin diye manipüle edilmiş herşey buraya girebilir) ve de geriye kalan engin olasıklıklar arasından hangisinin kendine iyi geleceğini bilebiliyor olmaktan bahsediyorum. O gün, o ay, o hafta, o an…. Bedenim benden ne ister ?? Canım ne çeker?
Bana göre bu, hayattaki duruşumuzla ilintisi olan bir durum. Kendi isteklerimiz, değerlerimiz, tutkularımıza göre mi yaşıyoruz, yoksa bizden beklenenler, yapmamız gerekenler, olmamız gerekenler bölgesinde miyiz? Bu bölgeden, “kendi” bölgesine geçmek bir süreç; “kendi”nin üzerini kapladığımız şeylerin tozunu almak, pasını silmek, kaplamasını çıkarmak, bazen kazmak, hazine arar gibi aramak gerekiyor. Arkeolojik bir kazıya da benzetilebilir; hemen tamamı bulunmuyor kazdığınız yerin; tersine, sabırla, özenle tek tek parçaları bularak ilerliyorsunuz, kazdıkça anlamı artıyor. Kendi bölgesinde mümkün olan şeyler; bugüne kadar yakın ya da daha eski tarihte toplumlarca lider sayılmış, icatlar yapmış, işi her daim anılmış insanların yaptıkları şeyler ya da çevrenizde başarı öyküsü yazmış, herkesi şaşırtacak “yol” değişikliklerini yapmış ve yapamazsın, olmaz denileni başarmış insanların yaptıkları şeyler, yaşadıkları hayatlar. Onlar kendi hayatlarını yaşayanlar (ve de kişilere, toplumlara faydaları çok olanlar). Bilgiyi aramak, öğrenmek ama esas pusula olarak içini dinleyerek ilerlemek, yapamazsınlara aldırış etmeden dışarıya kulak kapamak, çok çalışmak, yılmamak, yeniden başlayabilmek ve kendine inanmak, değerleriyle yaşamak özellikleri arasında. Bugüne kadar başarılı olmuş herkesin hikayesinde bunlar var.
Yemekle bağlantısı ne diyorsanız? E haklısınız, biraz garip geliyor başta. Olsun 🙂 Ve de şöyle bakalım: dışarıdan hiç bitmeyen bir bilgi aktarımı, akışı var. Hergün, bir yerden, yiyeceklerin faydaları, zararları, ekosistem, takviyeler, egzersiz, vs. yani sağlıklı yaşamla ilgili bilgi geliyor. Bunların eğer bir arşivi tutulacak olsa, çok değerli, doğru bilgilerin yanında, birbirini tutmayan ya da aynı şey hakkında görüşlerin zaman içinde değiştiğini gördüğümüz bilgiler de geliyor. Bu durumda sağlıklı yaşam yoluna çıkmış birinin de sürekli bunları takip etmesi ve değişiklikler yapması gerekiyor. Buna belki de bir çeşit “dışa bağımlılık” da denebilir 🙂 İşte kişi kendi bedeniyle sağlıklı ilişkiyi kurduğu noktada sadece dışarıdan değişerek gelen bu bilgilerle hareket etme ihtiyacı ortadan kalkıyor. En azından bunları süzgecinden geçireceği sağlıklı bir filtresi oluyor. Ayrıca, “Ya şunu da ye ne olacak?” ya da ” Aaaa, ama bunu yemeden mi gideceksin?” veya “Bak bu şuna çok iyi geliyormuş?” hatta ” E sen yemiyor musun?”‘lara karşı bir kalkanınız oluyor. Çünkü iç pusuladan şaşmanın ve dışa bağımlılığın esas zorluğu bu anlardaki duruşumuzu çok etkiliyor olması. Ve bu da sağlımıza malolabiliyor.
O yüzden yaşadığınız hayatın sizin hayatınız olmasıyla, sağlığınızın sorumluluğunu elinize almanız (#sagligimbenimelimde) arasında büyük, kocaman bir bağlantı var.
Yemeğe gelince; bugün aslında en kolayı bir uzmana sormak olsa da (şaka) bugün ne yemeliyim diye kendime sorduğumda, çıkan sonuç şu oldu:
Lor, domates, salatalık, üzerine çörekotu, susam, iki çeşit kekik, himalaya tuzu ve zeytinyağı….
Miktarını söylemiyorum, kalori hesabı yapmaya gerek olmadığı için size ne kadarı yetecekse o kadar 🙂 Zeytinyağını çok abartmayın yeter ! Ama az da koymayın, tadı çıkmaz !
Ha bir de domatesler Bodrum Üretici Pazarı’ndan olunca sormayın tadını gitsin bir sabah salatası oldu bu. Bu pazardan beni haberdar eden, hatta ilk ziyaretime de vesile olan arkadaşıma teşekkürler. Pazarı kuran Bodrum Tohum Derneği’ne ve katılan çiftçilere de emekleri için sonsuz teşekkürler, saygılar…..
Hmm, bilgisayar önünde yediğim doğrudur (klavye çıkmış resimde :-)). Bugün artık bu yazıyı çıkarmak için çok niyetliydim, masamda yiyiverdim 🙂 Olsun !
Ne zamandır süt ürünü yemiyordum. Yedim işte 🙂 O da olsun !
Kendinizi kısıtlamayın, olasılıklar sonsuz, doğanın bize sundukları sonsuz, seçim yapma hakkımız var, özgürlüğümüz var, kullanalım ! Sağlığımızın efendisi biz olalım ! Birşeye karşı olarak ya da korkuyla değil, içimizden geldiği gibi, sevgiyle seçelim yiyeceklerimizi.
Haftasonuna birden az kala güzel günler, mutlu cumalar, neşeli haftasonları olsun.
Sevgi ve afiyetle…..
Seray
*** *** Wellness Koçluğu hakkında bilgi için buraya, Workshop’lar için buraya tıklayın.*** ***
Uzunca bir zaman oldu yazı yazamadım. Yaza girdik yazı gitti ! Instagram ve Facebook’ta paylaştığım şeyler oldu bu arada :-). Yazlarım Istanbul dışında geçiyor çoğunlukla. Hareket çoktu gerçekten, yeni yazlığa taşınma, yerleşme, sonra kamp, Orhangazi’deki bahçelerinde kısa bir anne-baba ziyareti ve iki günlük Foça durağı sonrası yeniden eve dönüş. Bu saydıklarım hakkında da anlatılacak çok şey var aslında. Özellikle Foça durağımızda hem mükemmel ev sahipliği ile hem de bir mutfaksever, anadolu tatları koruyucusu ve harika lezzetlerin yaratıcısı, yemeği sevgisiyle yetiştiren, toplayan ve yapan ve de yine sevgiyle paylaşan Selma hanım’la buluşmamız mutluluk vericiydi. Sürdürülebilir ve sağlıklı ve paylaşımcı ve herkesin, sistemdeki tüm ayakların, kazandığı bir sistem kurmanın mümkün olduğunu konuşurken bunun gerçekleşmeye başladığını ve bunun için çalışan, birşeyler yapan insanların olduğunu ve onların da buluşmaya başladığını görmek de ayrıca içimi çoşkuyla doldurdu. Acele yok. Değişim başladı ve gönlüyle iş yapan, sevgisini ve kendine ait yetisini paylaşan ve böylece olanı çoğaltan insanlar biraraya geldikçe çok güzel şeyler olacak.
Tam yaza uygun bir lezzet. Ferah, taze, serinletici….
Internette gezerken yakaladım bu tarifi. Hem böyle serinletici bir lezzete çok ihtiyacım vardı hem de elimdeki kabakları kullanmak için çok iyi bir zamandı. Hemen denedim. Ve ardından kendimi hem hafif hem de enerjik hissettim !! Enerjiye ihtiyacınız olan, yorgun bir gününüzdeyseniz bu salata iyi gelecektir 🙂
Yeşil Mercimek’te bol kalsiyum yanında folat (folik asit), demir, magnezyum, C ve K vitaminleri, çinko, ve protein var. Kabakta potasyum, A vitamini. Avakado, zaten vazgeçilmezim. Sağlıklı yağ kaynağı, potasyum, C, A, K, E vitaminleri olan süper yiyecek ! Anlamı: kolesterolu düşüren, sindirimi kolaylaştıran, kalp sağlığına iyi gelen, kan şekerini dengeleyen, diabet önleyici, ve iyileştirici, hipoglisemiye iyi gelen, enerji arttıran, kilo vermeye yardımcı…. Continue reading →
İçi çok zor pişen ve ekmek kalıbında yapıldığında ne olursa olsun benim henüz içi tam pişmiş ekmek elde edemediğim bir ekmek bu malesef. Ama yine de denemek isteyenler için buraya koymak istedim. Karabuğday harika bir besin.. ve denemeye de devam edeceğim…
Önce biraz ekmekten bahsedeyim mi?
Direk tarife gitmek istiyorsanız biraz aşağıya gidin hızlıca 🙂
Bedenimin detoks ihtiyacını anlatmıştım daha önce. Bu süre boyunca yeni ve popüler söylemle “temiz” beslendim. Ve ekmek de hayatımdan bir süre için çıktı.
Hoş, beyaz ekmeği hayatımdan çıkaralı 12-13 yıl olmuştu. (zorunlu olarak). Bu yıla kadar da tam buğday ekmeği kahvaltılarda bana eşlik ediyordu. Aslında ihtiyacım olan şey buğday ve türevlerini tamamen hayatımdan çıkarmakmış 🙂 öyle iyileştim…
Buğdayın yerine kullanabileceğim farklı alternatifler aradım. Olabildiğince glutensiz olmasına çalıştım. Ve hafif, rahat sindirilebilir olmasına.
O zaman da;
Karabuğday (aslında bir bitkinin tohumu ve buğday değil)
Kavulca ve siyez unları (genetiği ile oynanmamış, atalık buğday türleri, gluteni düşük)
Mısır (GMO olmayan iyi bir mısırdansa ne güzel)
Nohut,
Pirinç (doğal olarak glutensiz, esmer pirinç unu bulabilirseniz daha da güzel)
unlarını keşfettim ekmek için.
Şimdi artık kinoa unu da bulmak mümkün.
Doğrusu bunların hepsini ekmek tariflerinde denemedim. Denedikçe paylaşacağım.
Fakat herşeyden önce, tek karşı koyamadığım ve hatta çok sevdiğim şeylerden biri, ekşi mayalı köy ekmeğidir. Hele de yeni kızartılmışsa.
Gerçek, güzel bir buğday unundan yapılmış ekşi maya ekmeği harikadır.
Ekşi maya mucizevi bir şey, hem inanılmaz bir lezzet veriyor, hem de buğdayın glutenini azaltıyor. İyi, gerçek ekşi maya ekmek yapanları bulunuz (daha çok butik üreticiler) ve abartmadan tüketiniz 🙂
Ekmek tercihinizi bedeniniz yönlendirsin. Öncelikle miktar önemli tabi herşeyde olduğu gibi.
Size iyi geleni bulun. Bunun için de yedikten sonraki enerjinize, sindiriminize, genel olarak kendinizi nasıl hissettiğinize vs bakın. Ve seçim yapın. Tahıl ya da gluten size dokunmuyorsa da hepsini kabul ediyor mu vücut?
Bu bir yolculuk gibi, bedenimizi izlediğimizde çok değişken. Bedenin neye ihtiyacı varsa onu vermek lazım. Ya da bir süre için vermemek 🙂 Onu dinleyin !
Unlar;
Kullandıklarım, karabuğday, kavılca, darı, nohut, mısır ve pirinç unları.
Karabuğday‘ın adında buğday olmasına rağmen kendisinin buğdayla hiçbir ilgisi yok. Aksine o aslında otgillerden (kuzukulağı -ing. rhubarb- familyasından) bir bitkinin tohumu.
Dolayısıyla öncelikle doğadaki hali ile glutensiz (ve de işlendiği yerde buğday da işleniyorsa gluten oluyor içinde biraz).
Protein yüklü; ve bu proteinin çoğunluğu sindirilebilir, yani beden tarafından kullanılabilir olması onu sevmemin nedenlerinden biri.
Glisemik indeksi düşüktür; kan şekeri dengesini korur. İçinde krom, bakır, faydalı amino asitler, folik asit (B9), linoleik asit, magnezyum, manganez, protein, ve B1, B2, B3, B5 ve E vitaminleri var.
Yani anlamı:Krom ile kandaki şeker hücrelere aktarılır, magnezyum ile bu şekerin enerjiye dönüşmesi sağlanır. Kemiklere de faydası vardır. Bitkisel protein alırsınız, folik asitle anemiyi önler, yani kansızlığa iyi gelir. Linoleik asitle esansiyel yağ (çoklu doymamış yağdır) alarak hücresel fonksiyonlar için sağlıklı bir kaynak sağlamış olur, hücre yapısı için çok önemlidir bu. Cilde, saça, yaralara iyi gelir. Metabolizmayı hızlandırır, karaciğer fonksiyonlarını arttırır, dolaşıma iyidir, tansiyona iyi gelir. Saymakla bitiremedim faydalarını.
Bir de haşlamaya bile gerek olmadan, iki saat suda beklettikten sonra dilediğiniz türde bir salataya dönüştürerek yiyebilirsiniz karabuğdayın kendisini. Ya da kolayca ve kısaca haşlayın.
Kavılca‘ya gelince, Kars‘ta yetişen antik bir buğday türü bu. Buğday olmasına rağmen kullanabilmemizin nedeni ise yabani bir tohum olmasındandır. Ve çok azdır glutenli. İnsanlık tarihinde ilk kullanılan iki buğday türünden biri ! M.Ö’lere gitmek gerekiyor tarihi için. Lezzeti yoğun bir tür ve biraz kılçıklı bir un. O yüzden ben tek başına değil farklı unlarla karıştırarak kullanmayı seviyorum. Bu noktada karabuğday dışında nohut ve darı unu giriyor devreye. Darıda da gluten yok ve o da çok lezzetli biliyorsunuz. Tek başına kullanıldığında çok yağ istiyor, araya karıştırınca hoş bir lezzet katıyor bence. Genel olarak tüm tahıllar için geçerli bu tabi ama mısırı çok sık tüketmemek iyi olabilir, glisemik indeksi yüksektir.
Bu ekmekler sindirime girdiğinde beyaz unlar gibi ani kan şekeri oynamaları olmuyor, tokluk hissi veriyorlar, şişkinlik yapmıyorlar (mısır ve pirinç farklı tabi).
Beyaz ekmeğin nerdeyse hiç besin değeri yokken, bunları yediğinizde beslenmiş de oluyorsunuz, faydalı vitamin, mineralleri almış oluyorsunuz.
Bu şekilde ekmek beslenmeye besin, renk, lezzet, tat katan bir artı oluyor.
Evde ekmek yapmak da çok kolay ayrıca !
Yapıştırıcı özelliği olan bir ek maddeye ihtiyaç var sadece. O da keten tohumu ya da karnıyarık otu tozu olabilir ya da yumurta beyazı – size kalmış.
Hızlı ekmeklerde hiçbirine gerek olmuyor bazen. Sadece SU.
KARABUĞDAY EKMEĞİ:
Bu tarifte karnıyarık otu tozu var.
Bu noktaya kadar birçok deneme yaptım.
İçi çok zor pişen ve ekmek kalıbında yapıldığında ne olursa olsun benim henüz içi tam pişmiş ekmek elde edemediğim bir ekmek bu malesef. Ama yine de denemek isteyenler için buraya koymak istedim. Karabuğday harika bir besin.. ve denemeye de devam edeceğim…
O yüzden, daha alçak ve geniş bir kap kullanmalı. (resim eskilerden biri).
MALZEMELER:
2 bardak karabuğday unu veya 1 bardak karabuğday 1 bardak nohut unu
1 1/2 bardak su
1/4 cup karnıyarık otu tozu (physillum husk powder) veya 2 yemek kaşığı öğütülmüş keten tohumu veya chia tohumu
1 yemek kaşığı keçiboyunuzu tozu
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı karbonat
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı deniz tuzu
üzeri ve/veya içi için susam, ayçekirdeği, chia, keten tohumu, çörekotu, vs….
YAPILIŞI:
Suyla karnıyarık otu tozunu (veya keten/chia tohumunu) karıştırın ve iyice kalınlaşması için 15 dakika kadar bekletin.
Un, tuz, kabartma tozu, karbonat ve yağı karıştırın, karnıyarık otu karışımını ekleyin, iyice karıştırın.
Akmayan bir karışım haline gelmeli, doğrusu bunun için en iyisi de karnıyarık otu tozunu kullanmak ama keten tohumuyla çalışıyorsanız da gerekirse fazlasını ekleyin ki biraz yapışık bir kıvamı olsun, akıcı değil.
Yağlı kağıt serilmiş tepsiye veya geniş ve alçak bir kaba alın.
Üzerine (ve isterseniz içine de) susam, keten tohumu ve ayçekirdeklerini koyun.
160 derecede yaklaşık 75 dakikada hazır olacak ekmeğiniz.
Fırından çıkardığınızda kesmeden önce soğumasını bekleyin mutlaka.
Sonra kapalı, hava almayan bir kap içinde ve buzdolabında bir hafta dayanır. Tabi size dayanırsa 🙂
İsterseniz küçük kareler halinde derin dondurucuya atın.
İçi normal ekmeklerden daha zor pişen bir ekmek bu. Düşük derecede uzun süre pişirmemizin sebebi bu; çıkarmadan önce içini de mutlaka kürdan veya bıçakla kontrol edin.
Sevgi, afiyet ve sağlıkla ….
Seray
*** *** Wellness Koçluğu hakkında bilgi için buraya, Workshop’lar için buraya tıklayın.*** ***
Biri bir süre önce denediğim diğeri de bu sabah keşfettiğim iki lezzet. Pizza hamuru ve Pankek karışımı.
Ama önce;
Mutfağa girip denemeler yapmayı çok sevdiğimi ve bir süredir ihtiyacım olan, ne aradığımı da bilmeden aradığım şeyin bu olduğunu anladım bu sabah. Daha önceki mutfak deneyimlerim arada sırada ve çok önceleri ya tatlı yapmak için ya da daha sonraları sağlıklı atıştırmalık yapmak için olmuştu. Ama gerçekten “mutfağa ait” ya da “mutfaktan” olmadım hiç. Hep bir eğretilik vardı ellerimde, mutfakla benim aramda bir mesafe. Bu değişti bir süredir; yaratmakla mı, paylaşıyor olmakla mı, %100 iyilikle dolu olmasından mı, aslında biliyorum hepsiyle ve daha fazlasıyla ilgili bu galiba. Artık mutfak neşe kaynaklarımdan biri. Daha fazlası dediğim şey, hayata bir mola, bir duraklama, bir es verdirtmesi. Kendinle kaldığın, yarattığın anların hazzını yaşatması. Hayata mola ve bu anlar ne kadar da değerli. Kendimize alan yaratmak. Herkes için değil belki ama mutfağa girmeyi bir denemeli. Al, yıka, doğra karıştır. Kokular, renkler, tatlar. Tam beslenmeye göre girdiyseniz mutfağa, yelpazenin genişliği şaşırtıcı, sürprizli. Çok renkli bir kere (her tür sebze ve meyve), çok kokulu (her tür yeşillik-nane, roka, marul, kişniş, biberiye….), ellerini bulaştırman çoğu zaman şart ve yaratmaya çok açık ! Çocukların sokakta oynaması gibi, çamurlanmak, yağmurda ıslanmak gibi. Ellerini bulaştır yemeğine. Elinden gelir lezzeti birçok yemeğin. Bir denemek lazım. Kendinin yıkayıp, doğrayıp hazırladığın basit bir salata bile yerken daha lezzetli gelebilir o salata sana. Soğanlarını elinde ovuşturarak tuzla öldür önce mesela…. Lahana salatası yaparken incecik doğradığın lahanayı az tuzla ovuşturarak yumuşat ya da…
Şimdi de tarifler: Pizza hamuru ve Pankek karışımı. İkisi de karabuğday unlu, sütsüz. Şişirmez, şekeri oynatmaz. Tok tutar, lezzetlidir, her açıdan doyurur. Ben bayıldım doğrusu…
Pizza Hamuru
1 çorba kaşığı öğütülmüş keten tohumu
3 çorba kaşığı su
2 avuç çiğ kaju fıstığı ve yaklaşık yarım bardak su
Az limon suyu
Bir tutam tuz
1 çay kaşığı karbonat
Az zeytinyağı
Aldığı kadar karabuğday unu
Önce bir kaşık keten tohumu ile 3 kaşık suyu bir kapta karıştırın. Bu yumurta yerine geçiyor. Kaju ile su ve limon suyunu blenderda karıştırın. Bu da yoğurdunuz oldu. Bundan yaklaşık 3 kaşık alarak kaptaki keten tohumlu karışıma ekleyin. Tuzu, karbonatı ve yumuşak bir hamur oluncaya kadar aldığı kadar karabuğday ununu da ekleyin. Zeytinyağını şöyle bir gezdirin -hafifçe. Yoğurun. Yağlı kağıt üzerine tepsiye ya da pizza tepsinize yayın.
Domates sosu için taze domates (çekirdekleri alınmış) ve 1-2 saat suda bekletilmiş kuru domatesi varsa taze yoksa kuru fesleğenle az tuz ile (bir çimdik) rondoda/blenderda karıştırabilirsiniz. Bundan sonra ne dilerseniz ya da evde bütünsel beslenmeye uygun ne varsa ekleyin.
İkinci tarif bu sabahtan. Birkaç gündür farklı lezzetler arıyor, istiyordu içim. Tamam bu sefer geçiştirmeyeceğim gireceğim mutfağa dedim ve bu çıktı.
Pankek Karışımı:
1 çorba kaşığı öğütülmüş keten tohumu ve 3 çorba kaşığı su karıştırılır. (yumurta alternatifi olarak)
2 tepeleme çorba kaşığı karabuğday unu
1/2 su bardağı yemiş ya da tohum sütü (hindistan cevizi, badem, yulaf, susam)
1 çorba kaşığı chia tohumu-isteğe bağlı
Bir tutam tuz
Yapılışı ve ipuçları:
Önce keten tohumu ve suyu sonra diğer malzemeleri ekleyip hepsini basit bir çırpıcıyla karıştırın. Çok sulu olmasın. Unu ve süt miktarını ona göre ayarlayabilirsiniz. Bu ölçülerle 4 tane pankek çıktı benimkinden.
İpuçları:
Pişmesi alışılan kreplerden biraz daha uzun sürüyor.
Hindistan cevizi sütü kullandığım için ayrıca hiç yağ eklemedim.
İçine avakado, zeytin ezmesi sürerek denedim. Ikisi de guzel oldu. Dener miyim acaba diye şekersiz bir reçel de çıkarmıştım masaya ama hiç gerek kalmadı. Hatta tadını reçelle bozmak istemedim. Ha olsaydı badem ezmeli güzel olurdu eminim 🙂 Ilk ikisinden sonra ise olduğu gibi, tek başına yedim 🙂
Ben lezzetinden yemeye doyamadım. Bitirdiğimde de hem midem hem ruhum doymuştu 🙂
Ve böylece bunu da kahvaltı alternatifleri arasına ekliyorum (kahvaltı alternatifleriiçin tıklayın)….
Afiyet ve sevgiyle ….
Seray
*** *** Wellness Koçluğu hakkında bilgi için buraya, Workshop’lar için buraya tıklayın.*** ***
Yağmurlu bir Mayıs sabahından merhaba. Dün başlamıştım bu tarifi yazmaya, bitirmek ve yayınlamak bugüne kaldı. Doğanın mucizelerinden biri bu yağmur. Serinliğini hafif aralık balkon kapısından hissederken, bir yandan da gökgürültüsünü duyuyorum. Ve işte sonra o dinlendiren yağmur sesi. Yeni ekilen ve bir süre sonra bize yemek olacak ürünlerin ihtiyacı olan besini veriyor onlara. Bu sürpriz havada, haftasonu deneyebileceğiniz bu tatlı kahvaltılık tarifi size neşe, heyecan getirsin. İşte şimdi hem kahvaltıda hem de benim gibi atıştırmalık olarak yenilebilecek harika bir granola tarifi. Katıldığım çiğ yemek kursunda yapmış ve badem sütü ile üzerine çilek ve muz ekleyrek afiyetle yemiştik. Bu ölçülerle yaklaşık 2 tane bir kiloluk kavanoz doluyor. Yapmışken bol bol y
apılabilir çünkü kavanoz ile buzdolabında 2-3 ay dayanabilir. İsteğinize göre ölçülerle oynayabilirsiniz. Orjinal tarifte 4-6 saat suda bekletilmiş 5 bardak karabuğday var. Bu tarife göre yaptığımda karabuğdaylar fazlaca kıtır kıtır oldu. Ve doğrusu yerken bana keyif vermedi. Kurs sırasında karabuğday kullanmadığımızı hatırladım daha sonra (tarif Çiğ Şef Mehmet Ak’tan). Ve bu yazıyı bu noktadan itibaren bir süre sonra güncelleyebildim. Bu tarifi karabuğdaysız, biraz kıtılık için az karabuğdaylı veya glutensiz yulaf bulabiliyorsanız yerine yulaf koyarak yapabilirsiniz.
Malzemeler:
Yarım bardak çiğ kabuksuz ayçekirdeği (4-6 saat suda bekletilmiş)
Yarım bardak çiğ kabuksuz kabak çekirdeği (4-6 saat suda bekletilmiş)
Yarım bardak çiğ susam (4-6 saat suda bekletilmiş)
Yarım bardak keten tohumu (4-6 saat suda bekletilmiş)
1 bardak hindistan cevizi rendesi (tercihe bağlı)
2 tatlı kaşığı tarçın
1.5 bardak kuş üzümü ya da kuru üzüm
4.5 bardak hurma, çekirdeği çıkarılmış ve akşamdan suda bekletilmiş
Yaklaşık bir bardak su
(Listedeki tüm tahıl ve tohumlar, enzimlerinin aktive olması, besin değerlerinin artması ve rahatça sindirebilmemiz için cinslerine göre belli bir süre suda bekletiliyor. Hurma da suda bekleyince daha kolay püre haline geliyor.)
Önce hurmaları suyla birlikte (ki blender rahatça çalışsın) blenderda ya da mutfak robotunda püre haline getirin. Büyükçe bir kapta, derin, geniş bir karıştırma kabı gibi, tüm malzemeyi karıştırın. Büyük bir fırın tepsinine yağlı kağıt üzerinde ince bir şekilde yayın. Plastik bir spatula yardımıyla karelere bölüyorum ben granolayı (bunun için önce boylamasına ortadan ikiye böl, sonra ortanın bir sağ tarafını bir de sol tarafını ikiye böl ve aynısını yatay olarak tekrar et!). Piştikten sonra parçalara ayırması, saklaması, kullanması kolay geliyor bana böyle. Tamamen dağınık olarak, kaşık kaşık kullanıcam derseniz bu kesme işlemine hiç gerek yok. Sonra dehidratörünüz varsa 45 derecede 8 saat, sonra çevirip 24 saat daha kurutun. Fırında farklı derecelerde ve sürelerde denedim ama sanırım 180 derece ve 30-40 dakika iyi bir sonuç verecektir. Gerekirse süreyi artırabilir ya da azaltabilirsiniz.
Not: karabuğdayın bayağı kıtır kıtır olacağını eklemek istiyorum. Eğer bundan çok hoşlanmıyorsanız, farklı bir granola tarifi de koyacağım daha sonra.
Varyasyonlar: Her zamanki gibi bu tarifi dilediğinizce çeşitlendirebilirsiniz. Elmalı (yeşil ile ekşimsi, kırmızı ile tatlımsı bir tat), böğürtlenli (hem donmuşu hem tazesi ile ve tarçını çıkararak), yabanmersinli (hem tazesi hem kurusu ile). Ya da sizinki nasıl oldu veya olacak? Yorum kısmında bize de söyleyin.
Ben şimdi ne yiycem ?? Diyorsanız iyi haber. Onu yemeyin, bunu yemeyin de o zaman ne yiyelim?
Eklenecekleri yazmıştım ama yeni beslenme şekline uygun öğünler nelerden oluşabilir? Şimdi kendi tecrübeme dönüp baktığımda görüyorum ki, evet beslenme değişikliği yapmayı istemek çok önemli bir başlangıç ve de bunu istedikten sonra hayata geçirmek için bir de hazırlığa gerek var. Çıkardıklarımızın yerine ne koyacağımız hakkında araştırma ve alışveriş yapmak mesela. Beslenmenize mutlaka ekleyin diye yazdığım genel takviyeler, canlı besinler tamam da, süt ürününe dikkat, glutene dikkat diyince ilk önce bunlarsız kahvaltı nasıl yapılır sorusu geliyor akla? Değil mi? Hatta sadece akla gelmiyor, ben bu soruyla çok karşılaşmaya başladım. Kahvaltıda tost, yumurta yemiycez de peki ne yiycez??? Doğru, ben kendi beslenme değişikliğimi yaparken birisi bana bu yazıyı verseydi, ve şimdi yazacağım alternatifler elimde olsaydı işim çoook daha kolay olurdu :-)) Ben de bunu düşünerek bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Kahvaltı öncesinden başlamalı aslında. Kalkar kalmaz büyük bir bardak ılık ve içine taze sıkılmış bir limonla su içip, üzerine biraz daha da – birkaç büyük bardak- su içip, olabiliyorsa yarım-bir saat kadar bekledikten sonra kahvaltı edilmesi iyidir. Su sisteme bir girsin, sindirimi başlatsın. Yoga ve ayurveda felsefesinden gelen bir bilgi de, yemeden önce vücudun sindirime hazır olması beklenmeli ve bunu da sağ burun deliğinizin açık olup olmadığı kontrol ederek öğrenebilirsiniz (solu kapatın sağdan nefes alın, tıkalıysa yemeyin, açıksa rahat nefes alıyorsanız sindirime hazırsınız demektir). Bu da, yine benim deneyimime göre, çin tıbbından gelen vücut saatini doğruluyor aslında; yani mide sabah 7-9 saatleri arasında aktif halde ve yediklerimizi rahatça sindiriyor. Siz de kendi vücudunuzla birkaç deney yapabilirsiniz belki :-)) Saat 7’de de kalksam, yani midenin aktif olduğu saatte, ilk kalktığımda burnum tıkalı oluyor (sağ taraf), biraz su içtikten sonra açılıyor. Öte yandan kahvaltı yine de hafif olmalı, çünkü sindirim öğlen saatlerinde maksimunda (ayurvedadan gelen bilgi). Tüm günün en büyük yemeği için en uygun saatler yani.
Bir de şunu eklemek lazım. Son yapılan birçok araştırma gösteriyor ki, 12-15 saaatlik açlık (tabi ki sıvı tüketilerek) faydalı. Diğer taraftan bakarsak bu yemek yemeyi gün içinde 8-12 saat arasında sınırlamak anlamına geliyor (araştırma hakkında kısaca okumak için: http://www.drweilblog.com/home/2015/5/5/when-you-eat-may-matter-more-than-what-you-eat.html). Tabi gece boyunca değil !! Gün içinde. Eğer akşam geç ve çok yemek yediyseniz, zaten 5’ten sonra sindirim zayıflıyor, 9’dan sonra yenilenler de sabaha kadar sizinle kalıyor (!). Yani sabah dolu bir mideyle kalkıyorsanız, sadece su ve sıvı şeylerle beslenmek daha doğru bir seçim olabilir. Hiçbir şey yememek demiyorum ! Kesinlikle ! Sindirim çalışıyorken ona vereceğimiz smoothie veya sebze suyundaki besinleri de ne güzel alır dağıtır hücrelerimize (tarifler için yandaki smoothie kategorisine bakabilirsiniz). Akşam en son 6’da ya da 7’de yediyseniz bence sabah suyunuzdan sonra hafif kahvaltınızı da edin uygun saatlerde. Ben bu konudaki seçimimi günlük olarak yapıyorum. Kalktığımda neye ihtiyacım olduğunu soruyorum kendime. Mesela bu sabah kahvaltım sebze suyu olacak. Bazı sabahlar aşağıdakilerden birini çekiyor canım. Lütfen harfi harfine almayın bunları, deneyin, araştırın, okuyun ve kendiniz için karar verin her zaman.
İşte kahvaltı alternatifleri, (kendi tercih sırama göre yazdım):
Dilediğiniz bir çeşit smoothie ya da meyve suyu (içinde biraz da sebze olan), ya da sebze suyu (içinde biraz meyve olan)
Yeşil zeytin, kırmızı biber, yeşillik, aktive edilmiş (geceden suda bekletilmiş) ceviz veya badem
Dilimlenmiş greyfurt üzerine çiğ kabak çekirdeği ve tahin – FAVORİM !
Kapya biber (kırmızı yağ biberi) ile ayçekirdeği, badem ya da kaju peyniri ya da ayçekirdekli humus
Badem sütüyle (ya da başka bir yemişten süt) yulaf ezmesi, üzerine taze meyveli, belki tarçınlı …
Chia Puding: Hindistan cevizi ve badem sütlü, üzerine taze meyvelerle (tarif)
Ev yapımı granola (tarif), yemiş sütü (tarif) ve taze meyvelerle (Hayvansal gıda tüketiyorsanız yoğurtla)
İlla yumurta diyorsanız, ıspanak, pazı, ısırgan otu, yani dilediğiniz bir çeşit bol yeşilliği bir iki dakika kısık ateşte öldürün, tuz, acı kırmızı toz biber, biraz kekikle birlikte üzerine bir yumurta, tamam !
Oldu değil mi bayağı bir alternatif kahvaltı önerisi ! Sizin favori alkali kahvaltınız hangisi? Paylaşın, çoğalsın ! Yaşasın FOOD-LOVE-CONNECTION :-))))
NOT: Tarifler sayfasında kahvaltı bölümünde tüm kahvaltılıkların bağlantılarına ulaşabilirsiniz.
Sevgiyle, sağlıkla, afiyetle !!
Güzel bir gün olsun …
Seray
*** *** Wellness Koçluğu hakkında bilgi için buraya, Workshop’lar için buraya tıklayın.*** ***