Koçluk nedir?

Koçluk nedir sorusu bana en sık sorulan sorulardan biri. O nedenle bu yazıyı hazırlayarak geniş bir şekilde bu soruyu cevaplamak istedim. Ama ŞURDAN daha net ve kısa yazıya ulaşabilirsiniz.

Kelime anlamıyla koçluk:

İnglizceye Macarca “kocs”tan geldiği söylenir. Kocs, fayton (atlı araba) demektir. Yani koçluğun, bir yerden bir yere gitmek olduğu söylenebilir. İlk olarak 1830’larda eğitim ve spor alanında kullanılmış.

Yani kişileri hedefleri doğrultusunda bir yerden başka bir yere taşımak üzere kullanılan süreçler olmuş. Yaşam koçluğu, 1970’lerde gelişmeye başlamış ve 1980’lerde bugünkü halini almaya başlamıştır. Yine bu dönemde, koçluk dalları ve ekoller ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle 1990’ların ortalarından sonraysa sadece bireysel bir kişisel gelişim aracı olmaktan çıkıp, kurumsal yapılar içindeki bireylerin gelişiminde de kullanılmaya başlanmıştır.

Türkiye’de 2014 yılında meslek olarak tanınmıştır.

Profesyonel Koç Thomas Leonard’ın 1995’te kurduğu, ICF, yani Uluslararası Koçluk Federasyonu’nun tanımına göre koçluk;

Müşterilerin kişisel ya da profesyonel potansiyellerini en üst seviyeye çıkarmak üzere onlara ilham veren yaratıcı ve düşündürücü bir süreç içersinde onlarla işbirliği yapmaktır. Koçlar müşterilerini kendi hayatlarının ve işlerinin uzmanı olarak görürler ve onların yaratıcı, becerikli ve bütün olduklarına inanırlar.

Bu temelden hareketle, bir koçun sorumlulukları şunlardır:

  • Kişinin neyi başarmak istediğini keşfetmek, netleştirmek ve ona uymak
  • Kişiyi kendini keşfetmesi için cesaretlendirmek
  • Kişinin kendi çözüm ve stratejilerini bulmasına yardımcı olmak
  • Kişiyi sorumlu ve yükümlü tutmak

Bu süreç kişilerin işlerine ve yaşamlarına bakışlarını önemli derecede geliştirirken, liderlik becerilerini de geliştirir ve potansiyellerinin açığa çıkmasına yardımcı olur.

Benim eğitimimi aldığım koçluk okulu, mesleğin öncüleri olan kişiler tarafından kurulmuş, dünyadaki en eski ve en geniş koçluk okulu olan CTI’a (Coaches Training Institute) göre ise çok kısa ve net bir koçluk tanımı yapmak mümkün değil. Onlar bunu anlatabilmek için bir kitap yazmışlar ! (Co-Active Coaching). Oradan bir alıntıyla, koçluk en basit haliyle şöyle açıklanabilir:

Koçluk, keşif, farkındalık, ve seçimle ilgilidir. Kişilerin kendi cevaplarını bulmaları için onları güçlendirir; hayatlarını değiştirecek ve kendilerine can katacak, hayata getirecek, kararlar alıp ilerlerken onları en etkili şekilde cesaretlendirmenin ve desteklemenin bir yoludur.

Yine aynı kitaptan başka bir alıntıda şöyle denir:

“Koçluk, olasılıkların olduğu bir ilişkidir. Tüm odağın sizde olduğu bir ilişki hayal edin…. Hayattan ne istediğinize ve bunu başarmak için neye ihtiyacınız olduğuna… Size her ne olursa olsun doğruyu, gerçeği söyleyeceğini bildiğiniz biriyle olan bir ilişki düşünün… İnanç, gizlilik ve tam güvenin olduğu bir ilişki….”.

Kitaptan ve CTI’ın blogundan alıntılarla anlatmaya devam ediyim:

Koçluk ilişkisi, saygı, açıklık, şefkat, empati, ve gerçeği söylemeye bağlılık gibi bazı özelliklerin olmasını kural olarak gerektiren bir ilişkidir. Herkesin güçlü ve yapabilir olduğunu varsayar. Her durumda olasılıklar olduğuna ve insanların hayatlarında seçim yapma güçlerinin gerçekten olduğuna inanır. Bu ilişki çok derin bir insani ilişkidir aslında. Alışageldiğimiz ast-üst ilişkisinden farklıdır, burda işbirliği ve eşitlik vardır. Koç ile danışan aynı seviyededir ve ikisi bir ilişki oluştururlar. İşte önemli olan, fark yaratacak olan bu ilişkinin gücüdür. Her ikisi de öncelikle yukarıdaki kurallara uyarak ilişkiyi destekler. Ve danışanın motivasyon ve istekliliği ile koçun bağlılığı, kararlılığı, becerileri ve değişimi anlayışı, değişime yaklaşımı birleşerek bir sinerji oluşur.

CTI’da eğitimini tamamlamış bir koç, co-active (ko-aktif) bir koç olur. Sektördeki en zorlu sertifikasyon programı olarak bilinen süreçten geçtiğinizde de CPCC, yani sertifikalı ko-aktif koç olursunuz. Benim yaklaşımımın temelini de ko-aktif koçluk oluşturur. Ko-aktif ne demektir? Önce, kuruculardan birinin bir yazısından alıntılarla kısaca onu açıklayayım:

“Ko-aktif (Co-active) olmak, basitçe hayatın iki temel enerjisi arasındaki paradoksal dengeyi temsil eder.”

Co: İlişki, tutma hali, boşluk, alan, OLMA hali

Aradaki çizgi: bütünlük (dualitenin olmaması hali), PARADOKS

Active: Aksiyon, kesinlik, netlik, YAPMA hali

Bazen çok “Ko” taraftayız. Burası hayaller içinde, isteklerimizin ve fikirlerimizin olduğu ama olnları hayata geçiremediğimiz yerdir, sınırlarımızın ne olduğunu kesin olarak bilemiyoruzdur. Ve bazen, amacımızdan ve bizi harekete geçirecek cesaretimizden vazgeçeriz. Bazense, “ko-operasyon” (co-dependent) içinde oluruz çok fazla; ilişkilerimizle ve diğerlerinin ne düşündüğüyle fazlasıyla ilgileniriz ve sonunda kendimiz olma halini ve doğru aksiyonun ne olacağını unuturuz.

Bazense, taa diğer tarafa, “aktif”e kayarız; “yapılacaklar” listemizin egemenliğinde, durmadan bir çember içinde koşan ve aslında tüm anlamlardan ve ilişkilerden bağı kesilmiş bir yere gideriz. Büyük organizasyonlar buna iyi bir örnek olabilir; sadece herşeyin sonucunun önemli olduğu ve birbirimizle ve hayatla bağlantımızın kar elde etmek amacıyla bir kenara itildiği kurumsal yapılar.

Ko-atif’liği dinamik hale getiren ko ya da aktif olma durumu değil, arasındaki çizgidir. Paradoks. Biri ya da diğerindense ikisinin de olması durumu. İşte ko-aktif’lik olma ve yapma halinin dengede olmasıdır. Bu yaklaşımla yapılan koçluk, kişinin kendi içsel motivasyonunu harekete geçirir, onu canlandırır ve tatmin duygusunu arttırır. Gelin aşağıda biraz daha detaylı olarak bakalım.

Co-active koçluk bir modele dayanır ve bu modelin 4 temel köşetaşı vardır.

  1. İnsanlar doğal olarak yaratıcı, becerikli ve bütündürler: Bu bir inanıştan öte bir duruştur bizim için. Kendi cevaplarını bulmak, yaratıcı olmak, harekete geçmek, seçmek, düştüğü zaman ya da herşey younda gitmediğinde bile yeniden ayağa kalkmak, ve en önemlisi öğrenmek – insanın doğal olarak sahip olduğu özelliklerdir. Koç olarak buna inanmasak, danışanları en yakın ve güvenli limana götürmeye çalışırız, zarar görmesinler diye ellerinden tutmak isteriz. Ama bir koç bu köşetaşında durduğunda, onlar için üzülmez aksine onların en büyük savunucusu olur; merakla, tüm olasılılara açık bir şekilde, onunla birlikte keşfe çıkarız. Burda danışan “düzeltilmesi” gereken biri ya da bir sorun değildir ve sorunlarının çözümünü koçun bulması da gerekmez. O analiz eden değildir. Danışanın bunu yapabileceğine inanırız. Koç becerilerini kullanarak danışana en anlamlı gelen, değerlerine en uygun ve ona en çok “can verecek” seçimler için onu yönlendirir ve yolda ne hızda gidileceği, nasıl gidileceği ve nereye varılacağı tamamen danışanın seçimleriyle şekillenir.
  2. İnsanın bütününe odaklanma: Danışanın bir problemi vardır ama danışanın kendisi bir problem/sorun değildir; o, zihni, kalbi, ruhu, bedeni olan bir tam bir insandır. İkisi birbirinin içine geçmiştir. Kişiyi her seviyede dinlemek gereklidir. Bu köşetaşı ayrıca bize şunu da hatırlatır; hayatın bir alanında verilen bir karar, yapılan bir seçim, hayatın tüm diğer alanlarını etkiler. Koç burdan hareketle danışanın bütününe koçluk yapar.
  3. Anda dansetme: Danışanın konuştukları sadece kelimeler değildir. Onların nasıl söylendiği de o anın içinde olan birşeydir. Danışanın duyguları, hareketleri, duruşu ve söylenmeyenler… Koç da herhangi bir plana bağlı kalmadan, o anda orada olanı her yönüyle dinler ve soracağı soru ya da söyleyeceği şey de “andan” gelir. Koçun bir ajandası yoktur; varmaya çalıştığı önceden belirlenmiş bir yer yoktur. Koç ve danışan birlikte ve anda yaratırlar ilişkiyi. Bazen koç liderlik eder bazen danışan, ikisi birliktedir. Güçlü bir ilişki ikisinin birlikte dans etmesi gibi bir histir. Ve hepsi sonuçta danışanın keşfetmesi ve öğrenmesi içindir.
  1. Dönüşümü harekete geçirme: Konu işyerindeki bir projeyi tamamlamak bile olsa, amaç danışanın tam potansiyelini ve hayatını tam olarak yaşamasıdır. Danışanın o anki hedefi ne olursa olsun, bu hedefle hayatını tam anlamıyla yaşayabilecek olması arasındaki bağlantıyı kurduğunda “dönüşüm” gerçekleşir. Yani “ahh” dediğimiz noktadan, “aha” ya da “aaa” dediğimiz farkındalık noktasına geçiştir. Burda yeni bir güç, yenilenmiş bir kapasite vardır. Sanki bizde olduğunu bilmediğimiz ya da bizde olduğunu unutuğumuz bir kası yeniden bulmak gibi. (1).

Koç danışan için neyin önemli olduğunu, onun tam potansiyeline doğru gittiği yeri, değerlerini görür ve alacağı kararın, yapacağı seçimin de bunlarla uyumlu olması için danışanı yönlendirir.

Bu süreci şöyle hayal edin; o an her nasıl hissediyor olursanız olun sizin becerikliliğinize, tamlığınıza, herşeyi yapabileceğinize inanan biriylesiniz.

  • Nereye gitmek istediğiniz net olmadığında, ama bir yere gitmek istediğinizi bildiğinizde;
  • Hedefinizi bildiğiniz ama nasıl gideceğinizi bilemediğinizde;
  • Sadece şu andakinden daha tatmin olduğunuz bir hayat istediğinizde ama bunun tam olarak ne olduğunu ve nasıl olacağını bilemediğinizde;
  • Bir değişim sürecinde iken zorlandığınızda;
  • Önemli bir karar alacağınız zaman
  • Hayatın direksiyonuna geçmeye karar verdiğinizde

Bu kişi, sizi gerçekten durduran ve düşündüren, size yeni kapılar açan, o ana kadar farketmediklerinizi farkettiren sorular soruyor. Takılıp kaldığınız, aynı yerde dönüp durduğunuz ve hiçbir çözüm bulamadığınız anlarda size farklı bakış açılarını gösterip, her zaman olasılıklar olduğunu görmenize ve adım atmanıza yardımcı oluyor. Duygularınızla bağlantıya geçiriyor. Sizin için neyin önemli olduğunu ve siz bir yere gitmek isterken neyin sizi durduğunun farkına varıyor ve bununla nasıl başa çıkacağınızın yollarını öğreniyorsunuz. Her yaşadığınız şeyin bir gelişim ve öğrenme olduğunu anlıyorsunuz.

Tüm değişim, gelişim süreçleri gibi, bu süreç de inişli, çıkışlı oluyor. Her seans sonrası kendinizi iyi hissetmeyebilirsiniz ve bir sonrakinde ise tamamen yenilenmiş, herşeyi yapabilecek bir enerji ile dolarsınız. Ve bu çok normaldir. Farkına varmak, idrak etmek ve aksiyon almak zaman alır. Ayrıca, koç size görüşmeler arasında ödevler vererek sizi yükümlü tutar. Ve böylece iki görüşme arasında öğrenme ve farketmeler devam eder.

Koçluğun Farkı:

Özellikle danışmanlık, mentörlük, eğitim, terapi gibi alanlarla karıştırılabiliyor koçluk. Farklarını şöyle özetleyebilirim:

Danışmanlık: Danışmanlar sahip oldukları uzmanlıklar nedeniyle tutulan kişilerdir. Müşterinin o anki durumunu tespit eder (sorununu belirler), bunu belli standart veya normlarla kıyaslar ve kanıtlanmış en iyi uygulamalar ışığında bir yol haritası önerir (çözüm getirir). Koçluktaki ilişkiyi birlikte oluşturma süreci, aynı seviyede olma burada yoktur. Dolayısıyla önerilerin “sahiplenilmesi”, sorumluluk alma ve yükümlü olma ve de öğrenme kısıtlıdır.

Mentörlük: Mentör deneyimlerini, bilgisini, kişiye yardımcı olacağı, yol gösterebileceği isteği, arzusuyla karşısındakiyle paylaşır. Geneldir. Yolların benzediği, çoğu kez aynı alanda ya da benzer alanlardaki iki kişi arasında olur daha çok. Bir “aktarmadır” denebilir. Kişi buradan aldığı bilgilerle kendi yolunu kendisi çizmek ve kendisi ilerlemektedir.

Eğitmenlik: Eğitimde, önceden belirlenmiş bir öğrenme hedefleri vardır. Eğitmenin ajandası ve oraya nasıl gideceği belirlidir. Koçlukta ise, bu hedefler, gidiş hızı ve nasıl olacağı da koçun yönlendirmesi ile fakat kişi ya da kurum tarafından belirlenir.

Terapi: öncelikle medikal bir temele dayanması sebebiyle bir “hasta-doktor” ilişkisidir. Tüm benzer ilişkilerde olduğu gibi karşıdaki “hasta”dır; koçluğun temel taşlarından biri olan kişinin doğal olarak, her haliyle tam ve bütün olmasında farklıdır bu durum. Hasta olan, en azından o anda, yardıma ihtiyacı olandır ve fonksiyonları normal işlememektedir. Terapi ile “normal” noktasına gelmesi hedeflenmektedir. Duygusal olarak gelişim vardır. Ayrıca terapist ve danışan aynı seviyede değildirler. Karşıdaki kişi, tabi ki bilgisiyle ve deneyimiyle danışandan yukarıda bir yerdedir. Çoğu kez terapi geçmişle ve şu anla ilgilenirken, kişiyi ileriye götürme aşamasında kalabilir. Koçlukta ise daha çok şu an ve ilerisi vardır, ayrıca koçluk kişiyi “normal”e getirmekten çok, kişinin en iyi versiyonuna, onu en yüksek potansiyeline çıkarmak ister. Tabi ki, koçluk yaklaşımlarıyla benzerlik gösteren terapi yaklaşımları vardır. Ayrıca koçun önemli görevlerinden biri, terapi alanına girmemek, ve gerektiğinde danışanı bir terapiste yönlendirmektir. Bu süreçte terapistle işbirliği yapılabilir, koçluk ve terapi birarada gidebilir ya da koçluğa bir süre ara verilip terapi sonunda yeniden başlanabilir.

Etik kurallar:

Koçlar, diğer tüm benzer mesleklerdeki gibi, etik kurallara bağlı çalışırlar. Kişisel olarak etik olmak bence en önemlisi olmakla beraber, eğitimini aldığı okulun etik kurallarına uymanın yanında, ICF’e bağlı olan bir koç ayrıca bu uluslararası koçluk federasyonun kurallarını kabül etmiş sayılır.

Kişinin gelişimi, en yüksek potansiyeline ulaşması için bir yol olan koçluğun sağlıklı bir şekilde çalışması için güvenli bir ortam olmazsa olmaz bir şarttır ve bu kurallar da bu güvenin, güvenliğin varlığını çeşitli yönlerden korurlar.

Bu kurallar için şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz: ICF etik kurallar.

Bu yazının size yardımcı olduğunu umuyorum. Yine de sorularınız olursa bana buradan ya da sarginseray@gmail.com’dan yazabilirsiniz. Ayrıca, koçluğu kendi penceremden ve metaforik olarak anlattığım bir başka yazımı da buradan okuyabilirsiniz.

Sevgilerimle,

Seray

*** *** Wellness Koçluğu hakkında bilgi için buraya, Workshop’lar için buraya tıklayın.*** ***

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.