Reaktif Hipoglisemi ile yaşadım ve şimdi ….

Neredeyse 13 yıl boyunca reaktif hipoglisemi (RH kısaltmasıyla kullanacağım) ile yaşadım. Benim ben olmadığım, olamadığım yıllardı. Bedenimle ilişkimin olmadığı, olamadığı, sanki bir dış güç tarafından kontrol edildiğim bir dönem.

Bilenler bilir, RH ile yaşamak zordur. Hem hayatı geldiği gibi yaşamak zordur, hem de ataklar geldiğinde içinizden çıkan, tabir yerindeyse, “canavarla” birlikte, yaşadıklarınız ve çevrenizdekilere yaşattıklarınız yüzünden zordur. Acaba zihinsel bir sorunum mu var diye sordurtur insana, hatta RH tanısı konulmadan önce psikoloğa gidenler de vardır; bende bir sorun var, çabuk sinirleniyorum, herkese kızar oldum, tahammülsüz oldum diye…. Siz de çevrenizdekiler de tanıyamaz olur size neredeyse.

Fiziksel olarak çok sık acıkırsınız, yemekten sonra rehavet çöker, açlık gelip vurduğunda tatlılara saldırmak istersiniz. Çözümü, sık sık ve kan şekerinizi yavaş yükseltecek şeyler yemek ve egzersizdir denir. Bazı ilaçlarla da destelenebilir bir rahatsızlıktır. RH ile şekeri ve kanda hemen glikoza dönüşebilecek işlenmiş tüm yiyecekleri hayatınızdan çıkarmanız gerekir. Çünkü şeker ve işlenmiş gıdalar o ilk atak geldiğinde, yani kan şekeriniz birden düştüğünde sizin için ilaç gibi gelerek kan şekerinizi yükseltse de, bu kez bunu normale döndürmek için fazlaca salgılanacak insulin ile kan şekeriniz yine aniden düşecek ve kısa bir süre sonra yine acıktıracaktır. İşte böyle bir kısır döngünün olmaması için protein ve yağlar dışında sadece kompleks karbonhidratlar beslenmede yerini almalıdır.

Şimdi bakıyorum da, insanı, yine tabir yerindeyse “ara öğün manyağı” yapar bu RH. O atak gelmesin diye arada yiyecekleriniz hayatınızın çok önemli bir parçası olur ! Hem şekerli ve işlenmiş değil, hem de çok kalorili değil… Çünkü günde en az 3 ana 3 ya da 4 de ara öğün alıyorsunuz. Harcadığınıza göre fazla olursa aldıklarınız, zaten fazla insulin ve bu metabolik bozukluk yüzünden yediklerinizin çoğu yağ olarak depolanıyor, kilolar da normalden daha kolay bir şekilde geliveriyor üzerinize.

Tüm bunlarla 13 yıl yaşadım. Bu süre içinde beslenme ve gıdalarla ilgili çok okudum, çok araştırdım. Kendi tariflerimi yarattım. Hayatıma bademler, cevizler, kuru meyveler ve en önemlisi glisemik indeks girdi, şeker ve beyaz pirinç, un çıktı. Aslında bir açıdan da doğal olarak sağlıklı beslenen biri olmuştum RH sayesinde.

Bir yandan bu beslenme şekliyle hayatıma devam ederken, bir yandan da buna bir “ÇARE” bulmak istiyordum. Bunun bir çaresi olduğuna inanıyordum. Çaresi de ancak bana anlatmak istediğini anlarsam gelecekti. Buna inanıyordum. Bana ne demek istiyordu? Bir noktada, gittiğim bir çin tıbbı uzmanı bana 23 yaşımdan beri “beslenmediğimi” söylediğinde gerçekten bunu anlamakta çok güçlük çektim bir süre. Ben çevremdekilerin neredeyse dalga geçecekleri kadar iyi besleniyordum ve dikkat ediyordum beslenmeme. İlk tepkim “bu doğru olamaz” oldu ve açıkcası bir süre için bu yorumu bir kenara koymayı tercih ettim, askıya aldım. Akabinde okumalarım artık daha bütünsel sağlık, beslenme kitaplarına doğru yöneldi. Durum 10 yıl öncesinden farklıydı artık, yeni çalışmalar, görüşler, yöntemler ve başarı hikayeleri vardı. Ya da belki de benim algı alanıma yeni giriyorlardı, yani aslında bunları ben yeni yeni görebiliyordum. Bedeninizi canlı yiyeceklerle besleyin diyorlardı özünde. Ve bir an geldi, anladım. 22-23 yaşlarımda çok sağlıksız beslendiğim bir yıl geçirmiştim ve ilk defa aşırı bir şekilde kilo almıştım. Yani beslenmeyi bıraktığım zaman o zamanlardı. Tanının konması için bedenimi 3-4 yıl kadar “besinsiz” bırakmış olmalıyım ki 27 yaşımda RH çıktı ortaya. Bana 3 ana 3 ara öğün yedirerek kendini besle diyordu. Ama bunu da bana uygun bir şekilde değil, bana söylenen şekilde yaptıkça da durum devam ediyordu. Bana beni dinle diyen bedenimi dinlemeyi öğrenmem için tüm bunları yaşamam gerekiyormuş. Görünüşte yiyordum da, bu kez de kilo almamak için, örneğin yağı kesmiştim, atakların da etkisiyle kendime hakim olamayıp fazlaca karbonhidrat alıyordum, aralarda ataklar geldiğinde ne yediğimi bilmeden aşırı bir şekilde yiyordum. Sonra da bunu telafi etmek için kaloriden kısmaya kalkıyordum. Ve sonuçta da yine eksik bırakıyordum beslenmemi. Görünürde yemek yiyormuş gibiyim ama aslında beslenmiyorum.

Sonunda kendimi gerçekten beslemeyi öğrenmem gerekti ve yavaş yavaş sağlığımı geri kazandım. Nasıl yavaş yavaş geldiyse aynı şekilde de gitti RH.

Önce bir detoks talep etti bedenim. Kısa bir sebze suyu kürünü takiben, kafein, alkol, et ve süt ürünleri ile tahıllar bir süre için çıktılar beslenmemden. Yaklaşık 6-7 ay bol sebze suyu ve smoothie’lerle, süper yiyeceklerle, sebzelerle, doğal tatlı atıştırmalıklarla ve bol su ve bitki çayıyla geçti. Yılların atığını herhalde ancak böyle atabildim. Bu süreçte sık sık yemek yemenin bana iyi gelmediğini anladım. Uzun aralıklarla yemek yemek kan şekeri dengesini korumak için çok daha iyi bir yöntemmiş benim için. Zaman zaman, acıkmadan, sadece gerektiği için, yani bir anlamda önlem olarak yediklerim sindirim sistemini boşa yorar, gereksiz yere de yeniden insulini harekete geçirirmişim. Sebze suları, smoothie’ler ve keten tohumu, tohumlar, çiğ yemişler, probiyotikler ve bazı takviyelerle desteklediğim gerçek beslenme süreci ile bedenim yavaş yavaş kendine geldi. Tekrar yağ girdi hayatıma. Korkudan fazlaca kıstığım zeytinyağını normal ölçülerde kullanmaya başladım. Avokado, diğer özelliklerinin yanında, sağlıklı yağı ile özellikle sabah kahvaltılarımda yerini aldı. Ara ara süt proteininden arıtılmış tereyağı olan ghee yağı ile pişen yemekler geldi. Bol bol zeytin yedim ! Bademlerimi çiğ olarak ve mümkün olduğunca suda bekleterek yemeye başladım. Çiğ susam, çörekotu, çiğ ayçekirdeği ve kabak çekirdeği, karabuğday, kinoa girdi hayatıma bolca. Keyfimce meyve yiyemezken tadını çıkarır oldum canım istediğinde. Karpuz yedim, sularını içtim. Cevizle çiğ browniler yapıp şekersiz vişne soslarıyla yedim. Özünde, etsiz, sütsüz, bol sebzeli, bol vitamin ve mineralli, omega-3’lü, probiyotikli, bir temizlik-beslenme oldu. Bedenimi yormadan besleyebilen şeylerdi bunların hepsi. Kalan enerjisiyle de bedenim kendini iyileştirmeye fırsat buldu sanırım. Şimdi artık, neye ihtiyacı varsa ve ne zaman ihtiyacı varsa o zaman onu yiyorum. Etse et, süt ürünüyse o. Bu süreçte öğrendim ki tahıllara dikkat etmem gerekiyor, benim bedenim bunları çok iyi tolere edemiyor, hemen biriktiriyor yağ olarak, o yüzden bunlar çok kısıtlı, ancak arada sırada. Baklagiller de minimumda. Bu arada filizlendirerek sindirimlerini kolaylaştırmak da iyi geliyor. Bu benim için uygun olan beslenme şekli, şu an için. Yine anladım ki, ya hep ya hiç diye birşey yok, bir besini bir dönem için yememde sorun yokken, başka bir dönemde yememem daha iyi. Zaten bu yüzden kendimi herhangi bir beslenme rejimine göre etiketleyemiyorum. Tek yapmam gereken bedenimi beslemek. O da doğru zamanda, doğru şeyleri yiyerek olabiliyor. İşte onunla bu bağlantıyı, iletişimi kurmak SAĞLIĞIN ESAS BAŞLANGICI.

Sağlık etimolojik olarak bütünlük demek (health=wholeness). Bunu da daha iyi anlamamı sağladı bu süreç. Çünkü, beslenmede yaptığım bu değişiklik fiziksel olarak sağlığıma kavuşmamı sağlamakla kalmadı, hayatımdaki bazı önemli değişikler için de sanki bir itici güç oldu ya da bunlara zemin hazırladı. Birçok şey bu süreçle paralel gitti. Bu hastalık bana ne diyordu anlamalıyım demiştim ya baştan. Evet bedenini dinle, onunla ilişkini yeniden kur ve beslen diyordu kesinlikle. Ve bununla birlikte, sağlığının sorumluluğunu eline al da diyordu, ironik olarak en başta sanki bir dış güç tarafından kontrol ediliyormuşum diye tarif etmişim zaten RH’yi. Bütünsel olarak bakarsak, beslenme konusunda sorumluluğu elime almanın yanında hayatımın sorumluluğunu da elime aldığım bir dönem oldu bu. Kendimi tüm alanlarda beslediğime emin miydim? Okuduğum bir kitapta, “bir şeyi değiştirirsen, herşey değişir” (“change one thing and everything changes”) diyordu. Bu beslenme değişimi sırasında, hayatımda bir süredir bana sinyal veren ama ya o “rahat alandan” çıkmaya korktuğum için, ya kendime güvenmediğim için, ya başarısızlıktan korktuğum için ya da hepsi yüzünden, adım atmadığım, ertelediğim, beklediğim birçok şeyi de “sorumluluğu elime alarak” harekete geçirdim. Sanırım, bu hastalık da benden bunu istiyormuş. Ben adımları attıkça, beslenmem daha “sağlıklı” oldu, bedenim de ben de gerçekten beslenir olduk ve de hayatımda ardı arkasına değişiklikler olmaya başladı. Radikal şeyler de oldu. Bir yıla yaklaşan bu dönemden önceki benle, hayatımla, şimdiki arasında büyük fark var ve değişim hala da devam ediyor…

Paylaştığım bu süreç, bu blogun amacını, doğuş nedenini, neleri paylaşmak istediğini de çok güzel anlatan bir süreç. Sağlığınız kimin elinde? Hayatınızın sorumluluğunu elinize alıp sağlığınıza yani “bütünlüğünüze” kavuşmak kimin elinde?

Sizin sağlığınızın önündeki engel ne? Bana sağlıksız ve kontrolü benden olmayan bir yemek yemek ile, enerji düşüklüğü ve fazla kilolar ve verimliliği düşük bir hayatla gelen “engel”, sonuçta benim kurtarıcım da oldu. Bana o şekilde yaşamanın benim için esas olmadığını, ve birşeyler yapabileceğimi kendi yöntemleriyle anlatan bir uyarıcıydı.

Belki siz de reaktif hipoglisemi ya da farklı bir “engel” ile karşı karşıyasınız. Eğer hazırsanız sizin de sağlığınıza bütün olarak bakmanıza, bunu yaparken de sağlıklı bir şekilde beslemenize yardımcı olabilirim. Bunun için koçluğu makro seviyede anlattığım yazımı (burada) gözden geçirebilir, ve yakında yayınlayacağım ve mikro seviyede koçluğumu anlatan yazımı takip edebilirsiniz.

Sevgi ve sağlıkla,

Seray

*** *** Wellness Koçluğu hakkında bilgi için buraya, Workshop’lar için buraya tıklayın.*** ***

 

 

 

 

 

 

4 thoughts on “Reaktif Hipoglisemi ile yaşadım ve şimdi ….

  1. uzun süre reaktif hipoglisemi ile yaşamış ve çözmüş biri olarak ben de çözümü gıda intolerans testinde buldum. gluten ve ayçiçek yağına intoleransım olduğunu öğrendim ve bunları hayatımdan çıkardıktan sonra bir daha hiç hipoglisemi krizi yaşamadım. bence bu yazıyı yazan kişinin de temel sorunu gıda intoleransı, çünkü diyetinden belli süreyle bazı gıdaları tamamen çıkararak çözüm bulmuş. reaktif hipoglisemisi olan herkese tavsiyem imupro 300 testini yaptırmalarıdır.

    Like

    1. Merhaba Canan hanim,
      Evet herkesin bedeninin ihtiyaci, bedeninin sevdikleri ve sevmedikleri ayri. Bunlara duyarli olmak ve farketmek gerekiyor. Bunlar gerekirse test yaptirarak ya da eleyerek ve deneyerek de bulunabilir. Herkesin kendine uygun yolu secmesi en iyisi. Kendi deneyiminizi paylastiginiz icin tesekkurler. Sevgiler

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.